Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web


.ANA SAYFA.

.YAZILARIM.

iLGiNC HABERLER

iLGiNC RESiMLER

.OYUNLAR.

KARiKATURLER

.FiLMLER.

.GUZEL LINKLER.

.ZiYARETCi DEFTERi.

.YAZILARIM.

Bu sayfada bazi yazilarima yer veriyorum. Iyi okumalar:)


Bu yaziyi 6. sinifta yazmistim. 17 Agustos depreminde Adapazari'ndaki depremzede cocuklara hediye ettigim oyuncaklarima yazdigim bu mektubu sizlerle paylasmak istedim. Umarim boyle uzucu olaylar bir daha yasanmaz.

Sevgili Oyuncaklarim,

Siz beni hatirlar misiniz bilmem ama ben sizi hiç unutmuyorum. Sizin yaninizda bir de birkaç defter, kitap, kalem vardir simdi. Çünkü sizinle birlikte onlari da göndermistim. Belki hatirlamazsiniz. Çünkü çok zaman geçti üstünden.

Dile kolay dört koca yili ardimda biraktim sizsiz. Evet evet hatirliyorum 17 Agustos 1999 tarihinden kisa süre sonraydi.

Belki baska zaman baska sebepten dolayi olsaydi istemezdim sizi baskalarina vermeyi. Ama üzülmüstüm ve acimistim depremzedelerin hallerine. Binlerce insan ölmüstü. Az mi gözüküyor gözünüze bu sayi? O zaman sunlari da ekleyeyim. Ölenlerden kat kat daha çok insan yaralanmis, kat kat fazla ev de yikilmisti.

Adapazari, Düzce gibi yerlerdeki çocuklari düsünün bir de, onlardan hayatta kalanlar varsa bile çogu anne ve babasini kaybetmistir herhalde. Bir de su ev meselesini ele alalim. Evleri yok ya, üsümesinler diye çadir vereceklermis herkese. Ama o siralar, Kizilay isini pek iyi yapamadigi için çadirlar gecikmis. Çocuklar, yaz oldugu için üsümemislerdir; ama bence kesin korkmuslardir disarida yatmaktan. Çadirlar gelmis sonra da devlet “Size ev verecegiz.” Diye söz vermis. Ama bazilarina ev kalmamis. Zaten bu evler de prefabrikmis. Bazilari ise su aliyormus.

Kendilerine ev kalmayanlar çadirda yasarken yagmurda üsümüs, islanmislardir kesinlikle. Onlar için üzüldüm kendi adima. Ama düsündüm de ben sizi onlara gönderince belki biraz mutlu olmuslardir. Hava soguk oldugunda dört bes yaslarindaki çocuklar size sarilip uyumuslardir belkide. Keske böyle oldugundan emin olabilseydim.

Bence bu anlattiklarima üzülmeyin oyuncaklar. Çünkü siz onlara benim adima, kendi adiniza yardim etmis oluyorsunuz. Onlar bu oyuncaklarin (yani sizlerin) kimden veya nerden geldigini bilmeseler bile… Sevgilerimle…

2004

...EDiRNE...

Bu yaz temmuzda Edirne’ye gittik. Cok guzel bir sehir oldugunu soylemeden edemeyecegim. Hayatimda ilk kez Edirne’ye gittim. Tabi bu sehri cok begendigimi de soylemeliyim. Acikcasi boyle bir sehir beklemiyordum. Istanbul’da yasadigim icin kalabalik ve karmasik bir sehir beklemistim. Bana gore sehrin en belirgin ozelligi hem cok turistik olup hem de bu kadar duzenli kalabilmesi. Ben sahsen sehirlesmemis kentlerden daha cok hoslanirim. Bana daha sevimli gelirler. Edirne de boyle bir sehir. Bu sehri gezmekten cok zevk aldim. Size de tavsiye ediyorum.

Edirne’ye gitmeye karar verdigimizde, Tekirdag’da yasayan anneannemlere haber verdik. Anneannemlere gidecek ve hafta sonumuzu orada gecirecek, bir gunumuzu ise Edirne’ye ayiracaktik. Oyle de yaptik.

Cumartesi sabahi yola ciktik. Yanimizda dayim da vardi. Dayim Tekirdag’da yasadigi icin Trakyayi bizden daha iyi biliyor, Edirne’ye giderken bizimle gelmesi gezecegimiz yerleri daha kolay bulmamizi sagladi.

Edirne’ye girdigimizde bizi Selimiye Camii karsiladi. Iki tane minaresiyle cok heybetli gorunuyordu. Sehri temsilen bizi karsiliyor gibiydi. Iki tane minaresiyle diyorum ama aslinda Selimiye Camii’nin dört tane minaresi var. Peki bizi nasil iki tane minaresiyle karsiliyor? Cunku onu tasarlayan Mimar Sinan eserini o kadar muhtesem, o kadar milimetrik hesaplarla tasarlamis ki Edirne’nin iki girisinden de iki minaresi varmis gibi gozukuyor. Bu kadar titizlikle yapilmis baksa bir cami var midir diye merak ediyorum.

Arabayla ilerlerken cok heyecanlaniyordum. Zaten ben gezmekten oldum olasi heyecan ve zevk duymusumdur. Sonunda sehrin icine girdik ve Selimiye Camii’ne dogru yurumeye basladik. Camiye yaklastikca iki tane gozuken minareler dort minareye donusuyor. Biliyor muydunuz bilmem ama ben duydugumda cok sasirdim. Bu minareler tam 84 metre uzunlugundaymis. Ve icindeki merdivenler 250 basamakliymis.

Selimiye Camii’nden bahsetmeye devam edeyim. Bildiklerimi de rakamlara dokeyim. 2. Selim eger Kibris’i fethedebilirse bir cami yaptiracagina soz vermis. Kibris’i fethedince de cami yaptirma sozunu unutmus, fakat bir gece ruyasinda peygamberimizi gormus. Peygamberimiz 2. Selim’e “Sozune sadik ol ey Selim. Vaat ettigin camiyi buraya yaptir.” Demis. Bunun uzerine 2. Selim, peygamberimizim gosterdigi yere camiyi yaptirmaya karar vermis. Ruyasinda gordugu yer de Edirne’de bir yermis ve buranin tabaninda caminin buyuklugunde buyuk bir kaya varmis. Cami de buraya yapilmis. 2. Selim, camiyi Mimar Sinan’a yaptirmis.

Mimar Sinan bu camiyi 86 yasindayken yapmis, bu camiye ustaligimin eseri diyormus. Anlattiklarimi duyunca ona hak vereceksiniz. Dogrusunu soylemek gerekirse bu kadar yasli bir insanin o zamanin kisitli imkanlarinda bu kadar guzel bir camiyi yapmasi beni cok etkiledi. Cami sadece 6 yil icinde tamamlanmis. Yapiminda 400 kalfa ve 14 000 isci calismis.

Cami’nin cok sasirtici ozellikleri var. Cami’nin kubbesinin bir tane olmasi, Allah’in bir oldugunu; Caminin pencerelerinin 5 kademeli olmasi Islamin 5 sartini; Selimiye Kulliye’sinin 32 kapisinin olmasi Islamin 32 farzini; Arka minarelerde 6 yolun olmasi Imanin 6 sartini; minarelerde 12 serefe olmasi 2.Selim’in Osmanli’nin 12. padisahi oldugunu sembol etmekteymis.

Cami’nin içindeki ciniler Iznik Cinisi’ymis. Caminin kubbesi de cok guzel cinilerle kapli. Caminin ortasinda kucuk bir havuz var, bu havuzda ortada bir sutun var. Sutunun ustunde suyun ciktigi 8 koseli bir mermer canak var. Bu, caminin 8 koseli kubbesini temsil ediyor. Icerde bir sutunda ters duran bir lale kabartmasi var. Bu lale rivayetlere gore, cami yapilmadan once orada lale bahcesi olan ve cami yapimi icin lale bahcesinin alinmasina razi olmayarak terslik cikaran bir teyzeyi temsil ediyormus. Bu kucuk lalenin sutundan gitgide asagiya kaydigina da inanilirmis ve guya kiyamet gunu bu lale yere kadar kaymis olacakmis.

Iste Selimiye Camii bu kadar muhtesem bir cami. Her bir kosesinde hayret edilecek bir sey var.

Camiden cikinca, yan tarafta bir carsi var. Adi Arasta Carsisi. Bu carsida Edirne’yle ve Süleymaniye Camii’yle ilgili pek cok hediyelik esya var. Caminin resimleriyle islenmis havlular var mesela. Ayrica carsidan iceriye girince burnunuza sabun kokulari geliyor. Bu sabunlar Edirne’nin meshur meyve sabunlari; bu sabunlara meyve sekli verilmis ve meyvelerin rengine boyanmis. Gezmeye devam edince karsiniza bir suru el supurgesi cikiyor. Bunlar irili ufakli aynali supurgeler. Edirne’nin meshur el suprgeleri, neredeyse carsinin butun dukkanlarinda satiliyorlar. Carsinin sonunda ise badem ezmecisi var. Edirne’nin badem ezmesi de meshurmus. Tadini begendigimi soyleyebilirim ama Bebek Badem Ezmecisi Sevim Teyze’ninkileri daha cok sevdigimi itiraf etmeliyim.

Arasta Carsisi’ndan cikinca cok gecmeden baska bir carsiyla karsilasiyorsunuz. Bu carsinin ismi ise Bedesten Carsisi. Bu carsinin Arasta Carsisi’ndan daha buyuk oldugunu soylemeleyim. Iki carsinin bir diger farki ise Bedesten Carsisi’na girince baharat kokulari duymaniz. Bedesten Carsisi’nda da ayni tarz hediyelik esyalar var. Fakat burasi daha kalabalik ve daha secenekli bir carsi.

Bedesten carsisi’ndan cikinca karsiniza Uc Serefeli Cami cikiyor. Bu caminin minarelerinden biri burma seklinde, digeri ise baklava desenli. Ilginc bir cami oldugunu soylemeliyim.

Ilginc olan diger bir cami ise Eski Cami. Bu caminin ilginc yani ise duvarlarinda siyah ve kocaman yazilarin olmasi. Diger camilerdeki suslerin aksine bu camidekilerin hepsi siyah ve sade.

Eski Camii’den sonra Edirne Sokaklari var. Bu sokaklar da oldukca guzel, arabalardan cok yayalar var. Edirne sokaklari Istanbul’dakilerden cok farkli, eski tarihi evlerle dolu bu sokaklar benim cok hosuma gitti. Bu sokaklarin birinde Meshur Edirne Cigercisi var, buradaki cigerin diger yerlerdekinden cok farkli ve cok daha guzel oldugunu duydum.

Temmuzda gittigim icin buralarin acayip sicak oldugunu soyleyeyim. Eger siz de yazin giderseniz size Meric Nehri’nin kiyisinda bir cay bahcesinde soguk bir seyler imcenizi tavsiye ederim. Meric Nehri’nin ustunde guzel bir kopru var. Bu koprunun adi xxxxx Koprusu. Bu kopru de Mimar Sinan’in eseri.

Meric Nehri’nde dinlendikten sonra sinir kapilarina gidebilirsiniz. Sinir Kapisi’na yaklasinca, artik etrafta Yunanca yazilar gorunmeye basliyor. Yakinlarda Turkiye tabelasini goreceksiniz, bu sinira yaklastiginizi gosteriyor ve cok gecmeden sinir kapisini goruyorsunuz. Kapida askerler bekliyor ve ve iki ulke kirmizi bir cizgiyle ayriliyor. Cizginin az ilerisinde bir kapi var, bu sinir kapisi. Arkasinda askerler bekliyor ve arabalar teker teker Yunanistan’a aliniyor.

Sinir kapisi’ndan sonra Kirkpinar Guresleri’nin yapildigi yere gidebilirsiniz. Burada stadyuma benzeyen bir alan var. Gureslerin olmadigi zamanlar bu alan kapali duruyor ama etrafinda bazi kucuk anitlar var. Ornegin bir yargitay binasi var. Bu yargitay binasinin onunde kucuk sutunlar var. Bir tanesinde idam edilen devlet buyuklerinin kafasi ibret olsun diye sergilenirmis. Buradaki sutuna kafanizi uzatarak komik bir fotograf cektirebilirsiniz.

Size Edirne sehrinin gezdigim yerlerini anlattim. Eminim benim gezdigim yerlerden baska guzel yerleri de vardir. Bu sehirden cok etkilendigimi soylemeliyim. Umarim siz de Edirne sehrini gezip begenirsiniz. Bu sehir tam tarihi eserlerden hoslanan kisilere uygun bir sehir. Eger siz de bu tur gezilerden hoslaniyorsaniz bir gununuzu Edirne’ye ayirabilirsiniz. Cok etkileneceginizden supheniz olmasin.

30 Temmuz 2006

TURKiYE'NiN BATIDAKi EN UC NOKTASI: GOKCEADA

Herkesin begenecegi, dogal guzelliklere sahip ve cekici bir ada olan Gokceada’yi bilir misiniz? Pek cok insan Bozcaada’yi bilir. Gokceada daha buyuk olmasina ragmen daha dogal, daha az bilinen bir adadir. Oysa birgun gittiginiz zaman icinde sakli bir guzellik oldugunu gorursunuz.

Gokceada’ya gitmek icin once Canakkale’nin Avrupa Yakasi’ndaki en uc noktasina gidilmeli, sonra da feribotla adaya geçilmelidir.

Feribottayken adayi gordugunuzde hayal kirikligina ugrarsiniz. Cok kurak, issiz bir ada gibi gorulur. Bunun nedeninin eskiden adaya gelen korsanlardan korunmak icin bir goz yanilmasini saglamak ve adada hicbir sey yokmus gibi gozukmesi icin oldugu dusunulur. Fakat adanin pek de issiz olmadigini gorursunuz.

Ayni zamanda Gokceada’nin Turkiye’nin en buyuk adasi oldugunu, Turkiye’nin en bati noktasinin Gokceada’daki Inceburun oldugunu, gunesin en son battigi essiz guzellikte bir ada oldugunu da ekleyelim.

Gokceada’nin denizi cok temiz, hafif dalgali ve yer yer icinde Canakkale Savasi’ndan kalma batiklara sahip bir denizdir. Gunes batmadan once ufukta bazen altindan bir cizgiye benzeyen isinlar, bazen de sanki tonlama yapilmis bir resim goruntusu belirir.

Gokceada’nin ve Turkiye’nin en cok haneli koyu Derekoy su anda terk edilmis bir koydur. Oysa eskiden burasi 1950 haneli bir koydu, simdi ise sadece 50 hanesinde yasam var. Bu koy eskiden Rumlarin koyuymus. Arada sirada kapilarini kilitleyip gittikleri evlerini ve memleketlerini ziyarete gelirlermis. Koylerini terk etme nedenleri dogup buyudukleri yerlerin savatsan sonra Turk’lere verilmesiymis. Fakat kimse giremesin diye iyice kilitleyip sadece kendileri geldiklerinde girerlermis. Bazi evlerin ise gordugum kadariyla kapilari curumus, kilitleri paslanmis ve catilari ucmustu. Yinede kimsenin eli degmemisti.

Bu ada eskiden Rumlarindi. Artik Turklerin olmasina aldirmayan pek cok Rum halen Gokceada’da yasamaktadir.

Adada Kaya Mezar; kayaya oyulmus icindeki tabutlar ise calinmis bir mezarlik, Tuz Golu; sifali, kucuk bir golet, Kalekoy Kalesi, tastan yapilmis eski evler vb. turistik yerler vardir.

Bir suru koy, bu koylerde kilise, camasirhane ve koy meydani bulunur.

Zeytinlikoy’de dibek kahvesi adinda enfes bir kahve turu bulunur ve cok meshurdur.

Deniz kenarinda kimseyle paylasmak zorunda kalmayacaginiz ve yuzmek icin ideal onlarca (belki daha cok) koy vardir.

Aksamlari ise cay icip kafanizi dinleyebileceginiz cay bahceleri, gokyuzunde ise sayisiz yildiz gorebilirsiniz.

Gokceada’yi pek cok kisi kesfedip, kalabalik dogalligi kaybolmus bir adaya donmeden ziyaret edip bu guzelliklerin farkina varmanizi tavsiye ederim. Eger giderseniz hem eglenmis, hem buyulenmis, hem de memnun bir sekilde evinize donersiniz.

2004